Spor gazetecisi Atilla Türker’le futbolda yarın başlayacak olan ‘ara transfer’ dönemi öncesi, spor medyasındaki ‘sahte haber’ furyasını konuştuk
Geçtiğimiz yıl mayıs ayında, Dünya Spor Yazarları Birliği (AIPS) tarafından düzenlenen yarışmada ödül alan ve bunu başaran ilk Türk gazeteci ünvanına da sahip olan Atilla Türker’le 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla bir araya geldik.
Futbolda, 11 Ocak 2024’te (yarın) başlayıp 9 Şubat 2024’te sona erecek olan ikinci transfer (ara transfer) dönemi sebebiyle spor medyası da oldukça hareketli günler yaşayacak. Türk futbolunda özellikle de transfer dönemlerinde daha çok kendini gösteren ve bir türlü bitmek bilmeyen ‘sahte haber’ furyasını spor gazetecisi Atilla Türker’le masaya yatırdık.
Ödül aldığında yaşadığı sevinci ve spor basınında yer alan pek çok konuyla ilgili görüşlerini de aktaran Türker, Çalışan Gazeteciler Günü için de “Yarınlara umutlu bakalım” mesajını verdi. Birçok gazetecinin çalışamamasından dolayı duyduğu üzüntüyü de dile getiren Atilla Türker, “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde en büyük üzüntüm, gazetecilerin çok önemli bölümünün işsiz olması. Birbirinden donanımlı, deneyimli ve başarılı gazeteci arkadaşlar, ne yazık ki iş bulamıyor. Bugünler de geçer elbet. Enseyi karartmayalım. Ümidimiz minnacık da olsa azalmasın. Yarınlara umutlu bakalım” diye konuştu.
TÜM HABERLER BELGELİ
138 ülkeden bin 830 spor yazarının katıldığı yarışmada, ‘Futbolun Arka Bahçesi’ adlı kitabıyla ‘araştırmacı gazetecilik’ dalındaki ödülün sahibi olan Türker, “Günün birinde, büyük ödüller kazanmayı çok arzuluyordum. Kariyerim boyunca, kendime ödüller almayı hedef de edinmiştim ama bu kadar büyüğünü ben de düşünmezdim. Dünyada daha ötesi bir ödül yok” dedi.

‘Futbolun Arka Bahçesi’ kitabının içeriğinden bahseden Atilla Türker, “Kitapta, özellikle Türk futbolundaki vurgunlar, dolandırıcılıklar, sahtekarlıklar, kulüplerin içinin nasıl boşaltıldığı, menajerlerin nasıl para kazandığı veya hangi yollarla kulüplerin kasasını delik deşik ettiği, ahbap çavuş ilişkiler, Türkiye Futbol Federasyonu’ndaki (TFF) entrikalar ve kulüp yöneticilerinin nasıl zengin olduğu yer alıyor. İşin en güzel tarafı, haberlerin belgeli oluşu. Şu ana kadar kitaba kimse itiraz etmedi. Kimse beni şikayet etmedi ya da hakkımda savcılığa suç duyurusunda bulunmadı. Çünkü, kitapta belgesiz hiçbir haber yok” diye konuştu.
GAZETECİLİK= MESAFE KOYMA SANATI
“Gazeteci, herkes hakkında yazı yazabilecek güce sahip olmalı” diyen Türker, şöyle devam etti:
“Tüm kulüplerin aleyhine belgeli haberlerim var. Fenerbahçe’nin aleyhine yazıyorsun, Fenerbahçe düşmanı oluyorsun. Aynı zamanda da Galatasaray yalakası oluyorsun. Galatasaray aleyhine yazıyorsun, Fenerbahçe yalakası oluyorsun. Bir kesim de beni Beşiktaş düşmanı zannediyor. Ben kendi halinde bir gazeteciyim. Ama X bir takıma gönül verseydim, aleyhine yine yazardım. Bir takıma sempatim olsa da onu gönül rahatlığıyla söylerdim. Bazen sosyal medyadan, ‘Fenerbahçe düşmanı, satılmış kalem Atilla’ diye yazarlar. Onun altında da ‘Galatasaray düşmanı, satılmış Atilla’, yine onun altında ‘Beşiktaş düşmanı, satılmış Atilla’ mesajını görüyoruz. Oysa ben her takıma inanılmaz uzağım. FB, GS, BJK takımlarının yolunu bilmem. Türkiye’nin en büyük kulüpleri ama ben hiçbir yöneticisini tanımam. Gazetecilik mesafe koyma sanatı zaten. Gazeteci, herkes hakkında yazı yazabilecek güce sahip olmalı. Büyüklerden hiçbir takıma sempatim yok ama bir dönem Gençlerbirliği’nde oynadığım için soranlara ‘Gençlerbirliği taraftarıyım’ diyorum.”
“40 YILLIK MESLEK HAYATIMIN 39,5 YILI UYKUSUZ GEÇTİ”
Yaptığı her haberin yılın haberi olması gerektiğine dikkat çeken Türker, “Hakemlikte bir düstur var: ‘İlk maçına çıkar gibi heyecanlı, son maçına çıkar gibi cesur ol.’ Ben de bu sözü düstur edindim kendime. Haber yazarken hala heyecanlanıyorum ve sabahlara kadar uyuyamıyorum. Benim 40 yıllık meslek hayatımın abartısız 39,5 yılı geceleri uykusuz geçti. Sinir, stres, kabus, ‘Şu haberi nasıl yazarım?’, ‘Şu belgeyi nasıl ele geçirebilirim?’, ‘Yurt dışında kampa nasıl girebilirim?’, ‘Kimlerle röportaj yaparım?’, ‘Olimpiyatlarda, dünya kupalarında ilk röportajı nasıl yapabilirim?’ Bu prensiple büyüdüm ben. Her yaptığım haberin yılın haberi olması gerekiyor” şeklinde konuştu.
“SPOR MEDYASINDA BİN KİŞİ VARSA 5’İ BU ÖZGÜRLÜĞÜ YAŞIYOR”
Ajansspor’da yazarlık, Radyospor’da da program yapan Atilla Türker, “Daha büyük hedeflere ulaşmak için yıllar evvel Ankara’dan İstanbul’a geldim. ‘Boğulacaksam da büyük suda boğulayım’ dedim. Meslek hayatım boyunca kimsenin 1 bardak çayını içmedim. İçmeyeceğim de. Patronum dışında, kimseden 1 lira almadım. Çalıştığım kurumlardan bizlere hep destek çıkıldı. Moral verildi. Hep sahiplenildik. Biz de gözü kara sonuna kadar ilerledik. ‘Kovulursam’ diye hiç düşünmedik. Şu anda ne yazsam, noktasına virgülüne dokunulmadan Ajansspor’da yayınlanıyor. Bu, büyük özgürlük. Bir gazeteci için dünyanın en büyük rahatlığı, özgürlüğü işte budur. Kitabın neredeyse tamamında Ajansspor’da yayınlanan belgeli haberler bulunuyor. Kimse bana gelip de, ‘Şu virgülü şuraya koy’ demedi. Diyelim ki, Türk spor basınında bin kişi var, anca 5’i bu özgürlüğü yaşıyordur” diye konuştu.
‘KOPYALA YAPIŞTIR’ ZİHNİYETİ HAKİM
Gazetecilerin yazamadıkları haberleri, kendisine getirdiğini ifade eden Türker, Türk spor medyasında ‘kopyala yapıştır’ zihniyetinin olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“Pek çok gazeteci, yazamadığı haberi bana getiriyordu. Daha doğrusu, ‘Biz yazamıyoruz’ diye belgeleri getiriyordu. Peki, niye yazamıyorlar? Çünkü yazarlarsa kulüplerden içeri alınmazlar. Kulüpler tarafından dışlanırlar. Tesislere sokulmazlar. Onlara röportaj verilmez. Muhabir, o haberi yazsa bile müdürü yayınlayamıyor. Çünkü bazı medya patronları, hala Türk futbolunun göbeğinde bulunan insanlar olduğu için tüm kulüplerle aralarını iyi tutmaya çalışıyor. Yıldırım Demirören düne kadar Beşiktaş kulübü başkanıydı. Sonrasında TFF başkanı oldu. Ardından Golf Federasyonu başkanı oldu. Benim duyumum, yarınlarda tekrar futbolun içine dönecek. Nihat Özdemir kim? TFF eski başkanı. Aynı zamanda Fenerbahçe kulübünün en önemli isimlerinden de biriydi. Şimdi bu insanlar, Türk basınında da çok önemli. O basın kuruluşlarında çalışan muhabirler, FB ya da BJK’yle ilgili herhangi bir şey yazmak isterse, her şeyden önce ‘Kovulurum’ endişesi, kovulmasa ‘tesislere girememe’ endişesi yaşıyor. Günümüzde Türk spor basını, ‘Aslan kükredi’, ‘Kartal haykırdı’, ‘Kanarya fırtına’, ‘Trabzon esti’ şeklinde ilerliyor. ‘Kopyala yapıştır’ zihniyeti var.”
“SANTOS’U, BİR GAZETECİ BİLE YAZMADI”
Beşiktaş’ta Rıza Çalımbay’la yolların ayrılmasının ardından spor medyasında, Beşiktaş teknik direktörlüğü için birçok isim gündeme gelmişti. Portekiz ile EURO 2016’da şampiyonluk sevinci yaşayan, 9 Ocak’ta (dün) siyah-beyazlıların yeni teknik direktörü olan Fernando Santos’un ismi, tek bir gazeteci tarafından bile yazılmadı.
Santos’un gazeteciler tarafından gündeme getirilmemesi karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Atilla Türker, “Medyada bir ay boyunca onlarca isim yazıldı, spor muhabiri arkadaşlar istisnasız her gün değişik teknik adamı kâğıt üstünde Beşiktaş’a getirdi. Peki, sonuç ne oldu? Bir, evet bir kişinin bile yazmadığı Fernando Santos, Beşiktaş teknik direktörlüğüne getirildi. Çok ilginç değil mi?” dedi.
Gazetecilerin konuyla ilgili sosyal medya üzerinden yaptıkları açıklamaları da hatırlatan Türker, şöyle devam etti:
“20 yıla yakındır Beşiktaş muhabirliği yapan Övünç Özdem, Twitter’dan (X) yaptığı paylaşımda bu durumu ‘Görüşülen 84 tane teknik direktör adayını yazıp, Fernando Santos’u atladık. Neyse, önümüzdeki maçlara bakacağız’ şeklinde özetledi. Milliyet Gazetesinin eski muhabiri ve halen A Spor’da yorumculuk yapan Serdar Sarıdağ ise yine Twitter’dan yaptığı paylaşımda, ‘Bunca yıldır Beşiktaş’ı takip ederim, ilk kez basında çıkmayan birinin hoca olduğunu gördüm. Belki de ilk kez bir teknik adamın gelişini basından değil, kulübün resmî hesabından öğreniyoruz’ dedi.”
‘PALAVRA HABER’ DESTEĞİ, CAMİAYI AYAKLANDIRMIŞTI
Yıllar evvel, Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) tarafından düzenlenen seminerde yalan haberlerle ilgili, adeta övücü ifadelerde bulunan gazeteci Ertuğrul Özkök, yaptığı açıklamalarla Türk spor basınında büyük tartışma yaratmıştı.
5 Ocak 2017 tarihinde, konuyu köşesine taşıyan gazeteci Hıncal Uluç da ‘Palavra dönemi’ adını verdiği yazısında Özkök’ün şu sözlerine yer vermişti: “Palavra da olsa, transfer haberi okumak, taraftarı heyecanlandırır, mutlu eder, onlardan bunu esirgemeyelim.”
Ertuğrul Özkök’ün yıllar önce sarf ettiği bu sözlere, gazeteci Atilla Türker’den de sert açıklamalar geldi: “Yok böyle bir şey. Ertuğrul Özkök’ün palavrasından başka bir şey değil. Medyanın kralı, imparatoru Ertuğrul Özkök bunu söylüyor. Sen Türk medyasının son 30 yılına damga vurmuş bir insansın, böyle dersen olmaz. Bırak demeyi, diyeni engellemen lazım.”
“TRANSFER HABERLERİNİN ÇOĞUNU OKUMUYORUM”
Sosyal medyada yayınlanan sahte haberlere, kimsenin hesap sormamasını da eleştiren Atilla Türker, “90’lı yıllarda Ankara’da Milliyet Gazetesinde çalışırken mesai arkadaşım Hakan Yaşar, gazetelerde çıkan transfer haberlerini toplamıştı. Aklımda kaldığı kadarıyla söylüyorum, 97 haber topladıysa 93’ü yalan haber çıkmıştı. Kimse de, ‘Ya bu yalan’ dememişti. Bizler, büyük gazetelerde çalıştık. Oralarda her haberin doğru olması gerekiyor. Ama Twitter’da doğruluk diye bir şey aranmıyor. İstediğini yaz. Kimse hesap sormuyor zaten. Basın camiasında çalışan, her gün 50 tweet atan insanlar görüyorum. Çoğu da palavra. ‘Ya tutarsa’ diyor. Yalan haber, baya takipçi de kazandırıyor. Bu durum, gazetecinin de işine geliyor. Muhabirlerin önemli bir bölümü fanatik ve holigan olmuş zaten. Adamlar istediği isimleri yazıp sosyal medyasında paylaşıyor. Ben dünyanın en ciddi ödülünü alıyorum, Retweet bazen 10 oluyor fakat adam ‘Aleksander Fenerbahçe’ye geliyor’ diyor, Retweet 3 bin oluyor. Günümüzde X bir gazeteci, 100 transfer haberi yazıyorsa sadece 1 tanesi tutuyor. Tutan haberini kullanıp ‘X, yazarsa doğrudur’ diye paylaşıyor. Halbuki 99’u yalan çıkmış. Ben transfer haberlerinin çoğunu okumuyorum bile” diye görüş belirtti.
“TÜRK FUTBOLUNDA EN BÜYÜK CAMBAZLIĞI…”
Menajerlerin, gazetecileri sahte haber yapmaya yönlendirdiğini belirten Türker, şunları kaydetti:
“Türk futbolunda en büyük cambazlığı menajerler yapıyor. Menajerler, kaba tabirle ‘tüccar’ zihniyetinde. Gazetecileri, özellikle de menajerler yanlış yönlendiriyor. Elde kalmış futbolcusunun gazetelerde tanıtımını yapabilmek için muhabirlerle dirsek teması kuruyorlar. Bu durum menajerin de işine geliyor tabii. İçi geçmiş futbolcusunun reklamını yapıyor, sonra da futbolcuyu bir şekilde satıyor. ‘Devler arasında büyük pazarlık’ deniyor. Oysaki o takımların umurlarında bile değil. Sonra da o futbolcuları, bu şekilde Anadolu kulüplerine veriyorlar. Menajer, elde kalmış, içi geçmiş, 100 bin dolar etmez futbolcuları getiriyor. Zaten çoğu Afrikalının gerçek yaşı 40, nüfus kağıdındaki yaşı 30. 100 bin dolar etmeyecek futbolcuyu pazarlamak için gazeteciyle irtibata geçiyorlar. Menajer gazeteciye ‘Şöyle, yaz, böyle yaz’ diyor, gazeteci de ‘Tamam’ diyor. Ardından hemen manşet: ‘Güney Afrika’nın en iyi sağ beki Fenerbahçe’ye geliyor’, ‘Kuzey Afrika’nın en iyi kalecisi Beşiktaş’a geliyor’ En iyi olduğundan futbolcunun haberi bile yok. İşte ondan sonra, 100 bin dolar etmeyecek futbolcuyu, bir anda 1 milyon dolara veriyorlar.”
“SAHTE HABER YAPMAK HERKESİN İŞİNE GELİYOR AMA…”
Yapılacak haberlerin yüzde 100 sağlam olması gerektiğini vurgulayan Atilla Türker, “Her meslekte ahlak, disiplin, doğruluk ve dürüstlük geçerli. Birbirinden değerli, haysiyetli spor muhabirleri, spor yazarları, spor müdürleri de var. Menajerler arasında tek tük de olsa var. Ama maalesef günümüzde yalan haberlerin ucu bucağı yok. Muhabir yöneticiye, transfer olup olmadığını soruyor. Yönetici de ‘Benden duymuş olma, X liginden şunu alacağız’ diyor. O anda muhabir de mutlu. Tabii, haberin doğru olmadığını kendisi de biliyor. Her gün sayfa yapılıyor. Aksatmak olmaz. ‘Dur bugün gazeteyi çıkarmayalım’ deme gibi bir lüksün de yok. Büyük takımlar, ayrı ayrı her gün 1 ya da 2 sayfa olmak zorunda. Bu şartlarda nasıl yapacaksın? O yüzden sahte haber yapmak herkesin işine geliyor ama düzgün bir gazetecinin işine gelmez, gelmemesi gerekir. Gelen haberin yüzde 100 sağlam olması lazım” ifadelerini kullandı.
SAĞLIKSIZ HABERLER, GÜVENİ AZALTTI
Geçmişte, spor servislerine daha çok önem verildiğinin de altını çizen Türker, “Eskiden spor servisleri, inanılmaz güçlüydü. Gazetelerin spor servisinde, onlarca kişi çalışıyordu. Şimdi ise 1 kişi çalıştırdıkları bile oluyor. Olay tamamen kopyala yapıştıra dönmüş. Muhabirlik, gazetecilik, özellikle araştırmacı gazetecilik yok denecek kadar azaldı. Ben eskiden bir telefonla Fenerbahçe kulübü, TFF başkanı ya da Turgay Şeren, Can Bartu, Lefter gibi futbolcuları evinden arayabiliyordum. Bir telefonla spor bakanıyla anında görüşebiliyordum. O zaman, iletişim yok denecek kadar azdı. Sadece ev telefonuyla görüşüyordun ve akşam arıyordun. Ona rağmen kimse saygıda kusur etmiyordu. Şimdi iletişim, teknolojik anlamda müthiş boyutlara ulaştı ama iletişim kurma çok zayıfladı. Şu an herhangi bir gazeteci, istediği kişiyle rahat bir şekilde görüşemiyor. Çünkü sağlıksız haberler yayınlandığı için kimse birbirine güvenmiyor, inanmıyor” açıklamasında bulundu.
“HELAL SÜT EMMİŞ OLMAK ÖNEMLİ”
Haberde kullanmak üzere, elde edilen bilgilerin mutlaka birkaç kez teyit edilmesi gerektiğine de dikkat çeken Türker, “Günümüz Türkiye’sinde koskoca Ertuğrul Özkök bile yalan haberi teşvik eden beyanatta bulunuyor. Sahte haberlerle mücadele edilebilmesi için, önce insanların sahte olmaması, dürüst olması lazım. Ben müdür olsam, ‘Kardeşim bana getireceğin haberin yarışmalık olması ya da manşet olması şart değil. Tek şart var, doğru haber olacak’ derim. Öyle asparagas, şişirme haber ya da günü kurtarmak için kimse yalan haber yapmayacak. Muhabire bunu aşılayacaksın. Muhabir, bunu bilecek. Pek çok olayda vicdan önemli. Helal süt emmiş olmak önemli. Ben, 40 yıldır yalan haberin önüne geçeni görmedim. Bizlerin de yanlışı mutlaka oldu. Kandıran da aldatan da oldu ama yazan adam, aldığı bilgiyi mutlaka en az 2-3 yerden teyit etmeli” diye konuştu.
DEZENFORMASYON YASASI: İKİ UCU KESKİN BIÇAK
Yürürlüğe giren ‘Dezenformasyon Yasası’ ile ilgili görüşlerini de belirten Atilla Türker, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gazeteci yanıltılabilir, yanlış haber de yazabilir. O zaman gazeteciye çok ağır cezaların gelmemesi lazım. Bu durum, gazetecinin özgürlüğünü de ortadan kaldırabilir. Onu çok iyi ayarlamak gerekiyor. İyi niyetli birçok gazeteci var. Kurunun yanında yaş da yanabilir. Dikkatli davranayım derken eli ayağı bağlanabilir. Bu tür yasalar, gazetecinin özgürlüğünü ortadan kaldırabilecek durumda. İki ucu keskin bıçak gibi bir olay.”
- Köy- Didem Çam / Kapak Fotoğrafı: Pixabay


